27 Nisan 2009 Pazartesi

Bütün bildiğimdir ki hiçbir şey bilmiyorum..

Bütün bildiğimdir ki hiçbir şey bilmiyorum..Öğrenmeye çalışıyorum,çözmeye çalışıyorum..tam öğrendim derken ben,o şey hızlıca başka birşeye dönüşüyo..anlam veremediğim bir hızla,değişiyor..Herşey değişiyor..Bunu anlarken bi yandan ben de değişiyorum farkına varmadan..Bi bakmışım,artık düşüncelerime çok yabancıyım..yabancılık çekiyorum kendimden..Nedense çoğu zaman sevmedim bu kelimeyi..''değişim''..olumlu da olsa,insan başka şeylere alışmak istemiyo..yeni şeyler istemiyo bazen..yeter ki alıştıkları elinde kalsın değişmeden..e bu da imkansız olunca,hele bu devirde..hele bu bitmek bilmeyen tüketim devrinde..tükettikce yeni şeyler isteyen doymayan bu devirde..Zor..değişmekte zor,değişmeden bu insanlığa ayak uydurmakta..Bu tükenmeyen değişime rağmen sığ yaşamamalı..tutabildiğince sıkı tutmalısınn sevdiğin herşeyi..herkesii..
crn..

11 Eylül 2007 Salı

internet ve aşk..

İnterneti bir mucize olarak görüp,hayatımızda ona yer versekte ; hislerimizi alıp götürüyor,farkında değiliz..İnternet öyle bir hayatımıza girdi ki,zamanımızın çogunu internette gecırır olduk..Alısverıs edıyoruz,banka hesaplarımızı internet yoluyla kontrol ediyoruz,msnde sohbet ediyoruz,yemeğimizi bile internetten söylüyoruz..Şahsen ben rüyalarımda bile msnde arkadaslarımla konusuyorum (: Acı ama gerçek..Robotlaşıyoruz sanırım..Peki ya internette tanışıp evlenenlere ne demeli..İnternette tanıstıgın bırıne asık bıle olabılıyosun..Şaşırtıcı ama gerçek..Ben sevgilimden e-mail istemıyorum,bire bir kendı yazısıyla yazılmıs bir mektup ıstıyorum..Ama sanırım bu dönemde bunu istemek biras saçma geliyor insanlara..Ne de olsa dönemimize ayak uydurmak zorundayız..Eskiden dedelerimiz bir bakış için neler yapardı,sevdıgı kadının mendilini yerden alıp ona vermeya can atardı,kadınlar naz yapardı,insanlar aşklarını ilan etmeye çekinirlerdi..Şimdi nerdeeee!!Hoslandıgın ınsanın msn adresını al,söylemek istedıgını msnde yaz,tamamdır iş bittiiii sayılır..Bu kadar basitleşti aşk..Ama zor güzel,çogu ınsan farkında degil..Degerlerımızı yıtırıyoruz ne yazık ki..Şimdi kim bana mektup yazıcak :(

2 Eylül 2007 Pazar

en iyi basın fotograflarından bir kaçı..




1980 Michael Wells, İngiltere
Uganda'da açlıktan ölmek üzere
olan bir çocuk ve bir misyoner.























1974 Ovie Carter, ABD
Nijerya'da kuraklık kurbanları.









Her yıl milyonlarca çocuk açlıktan ölüyor..Diğer yandan milyarlarca para kazanmalarına rağmen millet yetinmiyor..Ünlüler milyarlarını döküyorlar elbiselerine,kremlerine,makyaj malzemelerine..Ee tabii onlar da haklıı bu kadar parayı napıcaklar..Nasıl olsa adaletsiz bir dünya..

acıyorum..


sen nesin ki?..alt tarafı bir insansın, bu dünyada milyarlarca insan var..onların içinde bir hiçsin..ne yaptın ki şimdiye kadar kendini aldatmaktan başka?birilerine yararın dokundu mu?ya da sadece karşındakinin mutluluğunu düşünüp kendi isteklerinden vazgeçtin mi?Tabii ki hayır..Sen hep kendini düşündün..Kendi hayallerin ugruna karsındaki insanları ezdin,geçtin..Hayalleri bir kenara bırak,artık gerçekleri görme vakti..hiçliğini görme vakti..acıyorum sana,acıyorum yarattıgın bencil dünyana..
.
.
crn..

31 Ağustos 2007 Cuma

Atatürk'ün pek bilinmeyen fotograflarından bir kaçı..














Atatürk, Ertuğrul Yatı'nda
Kazım Özalp ile (1 Temmuz 1927)

Atatürk, Kızılcahamam'da
dinlenirken (16 Temmuz 1934)







Atatürk,
Florya'da sandal
gezintisinde (1934)..






Atatürk, Manevi Kızı Nebile'nin
düğün töreninde (17 Ocak 1929)



















Atatürk, Çiftlik'te
yorgunluk kahvesini içerken (2 Haziran 1930)



NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE !!!

İlk fotograf..




Hersey bir güvercin yuvasinin bulanik görüntüsü ile basladi.Dünya’nın bilinen ilk fotoğrafı, Fransız Ordusu’ndan emekli eski bir subay olan Joseph Nicephore Niepce tarafından 1827 yılının bir yaz günü çekildi. Fotoğrafına haliograph yani güneş çizimi adını veren Niepce’nin fotoğrafında bir kulübenin çatısı üzerindeki güvercin yuvasının bulanık görüntüsü yer alıyordu.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

ÖLüm..

Ölüm..Okuyunca ne kadar da insanın içini ürpertiyor değil mi..Ölüm..Aslında doğmak,büyümek kadar doğal..Ama biz insanlar ölmekten biraz korkarız,çünkü ölünce ne olucagını bilmeyiz..Bilinmeyen her şey biraz da olsa ürkütür ne de olsa.. Hayatımda ilk defa ailemden birini kaybetmiştim yaklaşık 4 sene önce..Babaannemi..Vefatından sonra ilk 3 sene mektup bile yazmıstım ona kendimce..Çocuktum o zaman etkilenmiştm tabiki ölümden ama zamanla daha da anladım yokluğunu babannemın..Paylaşımlarımız geldikçe aklıma gözüm doldu,içim acıdı..Hayatımdaki en değerli varlıklarımdan babamın,halamın acısı beni daha da acıttı..İnsan zamanla alışıyor kesınlıkle ölüme ama bir tarafta anılarımız asılı kalıyor havada..Her aklımıza geldiğinde o anılar ve o anıları birlikte yaşadığımız insan,kahroluyoruz..Ona sarılmak ona dokunmak istiyoruz..Ama olmuo başaramıyoruz..Kahretsin..Onu hissedemiyoruz..İşte tek kötü şey hissedememek..Bazen deriz ya varlığı bile yeter..Ama o yok!!Evet tabii fotoğraflarda,anılarda var o..Ama ben hissedemediğim,sesini duyamadığım,dokunamadığım insana var diyemem..Kendimi kandıramam..Evet ölümden korkuyorum çünkü geride beni seven insanların böyle kendilerini kandıracaklarını biliyorum..Buna izin vermek istemem..Bana dokunamayıp,beni öpemeyip,beni göremeyip acı çekmelerini istemem..Çünkü onları gerçekten çok seviyorum..Bencee hemen..hemennn gidin ve hayatınızda şuan var olan belki bir süre sonra yok olucak insanlara dokunun,sarılın sıkıca..Ben sarılmaya gidiyorum..


crn

28 Ağustos 2007 Salı

Avşa..




Avşa..Şu 18 yıllık hayatımda İstanbul'dan sonra en huzurlu günlerimin geçtiği tek yer..her sene daha da büyüdüğümü fark ettiğim,her sene deli gibi özlediğim tek ada..Avşadaki arkadaşlıklar bir başka..Beraber büyüyorsunuz..Her sene birbirinizi yeniden tanıyorsunuz..Kumdaki gece alemleri,bisikletlerle koy turu,barlar sokağı,avşa dondurması,sabah kahvaltıları,lunapark,nargile,disco,plaj voleybolu,kayık keyfi,güneş,kum ve eşsiz deniz..ve aklıma gelmeyen daha bir sürü keyif..Ben hayatımda Ege'de de,Akdeniz'de de denize girdim ama böyle bir deniz görmedim..Gerçekten muhteşem denizi ve koyları var..Avşa'da konaklamada çok uygun ve kaliteli..Pansiyonlar,moteller,sezonluk müstakil kiralık evler..Eğlence istiyorum diyosanız şiddetle tavsiye ederim..Gidin mutlaka, benden de selam söyleyin çok sever beni kadim dostum Avşa'm..






crn

27 Ağustos 2007 Pazartesi

sadece bir fotoğraf..

Fotograf nedir sizce?bana göre şu hayatımızı biraz olsun anlamlı kılan şeylerden biri..Senelerimiz geçip gidiyor farketmeden ve geriye kalan şeyler kafamızdaki anılar,hayatımıza giren insanlar oluyor..Ve bunların tek somut kanıtı fotoğraflar..Zaman makinası olsa da geçmişe dönüp hatalarımızı düzeltsek ya da en sevdıgımız anları tekrar yaşasak deriz hep..Aslında fotograflarla da geçmişimize dönebılırız.. belki hatalarımızı düzeltemeyiz ama yaşadıgımız her anı tekrar hayal gücümüzde yaşayabiliriz fotografların yardımıyla..İnsanız biz,anlatmayı paylaşmayı severiz..Anılarımızı paylaşırken de fotograflarla kuvvetlendiririz karşımızdakinin hayalindekileri..Bazen bir fotoğrafa su gibi ihtiyaç duyabiliriz..Aşığızdır ve aşık olduğumuz insana bakmak isteriz hep..gözlerini,gülüşünü görmeden edemeyiz..hayal gücümüzde yaratsak bile onun yüzünü, fotoğraf gibi olamaz bu asla..hele de bu aşk platonik bi aşksa..Ben derim ki bir an önce gidin ve geçmişinize bakın,fotoğraflarınıza bakın ki hayatınızın ve hayatınızdaki insanların değerini anlayın..bir gülüşünün bile size ne ifade ettiğini anlatın sevdiğinize..


crn

26 Ağustos 2007 Pazar

One Last Goodbye..

















How I needed you
How I grieve now you're gone
In my dreams I see you
I awake so alone..


And somehow I knew you could never, never stay
And somehow I knew you would leave me
And in the early morning light
After a silent peaceful night
You took my heart away
Oh I wish, I wish you could have stayed ...

25 Ağustos 2007 Cumartesi

çocuksu heyecanlarımı özledim..

çocuksu heyecanlarımı özledim..
ve bu heyecanları bana
yaşatan insanları..
bi dee oyuncaklarımı..lay lay loOm (:



foto by sema işcan..

İstanbul bir kadın misali..

İstanbul ;bir kadın misali..
Alımlı, gururlu ve asil bir o kadar da huysuz ve kaprisli.Ama her haliyle insanı büyüleyen bir çekicilik..Gece olunca makyajını yapıp,en güzel kıyafetlerini giyer ve insanı büyüler...Sabah olunca makyaj cıkar bütün kusurları ve dogal güzellikleri ortaya cıkar..Ve istanbul çıplaktır artık..Kötü yolları,trafiği insanı yorar nefret ettirir..Ulasmak ıstedıgın yer 10dklık yerse trafikte 1 saatte ulasırsın..işe mi yetişicen okula mı gidicen..hep stresli bi yolculuk cekersın ulasana kadar..Tehlikelidir, pisi pisine ölebilirsin İstanbul'un yollarında..Bi yandan o kadar dogal,o kadar güzeldir ve o kadar vazgeçilmezdir ki bağlanırsın ona hiç kopamamak üzere..O boğaz manzarasını bir gören bir daha bırakamaz İstanbul'u kolay kolay.. İstanbul'dan İstanbullu asla vazgeçemez..Bağlanmıştır bi kere..Gurbete gitsede elbet bir gün döner dolaşır ve şehr-i diyarına geri döner..Gözün başka şehir görüp begense bile tek aşık oldugun şehirdir İstanbul ; baska kadınları beğenebilsen bile tek aşık oldugun kadın misali..


crn





Bu Şehir İçin Ölmeye Değer..

İstanbul Elinden Öper..

24 Ağustos 2007 Cuma

The Kiss..


( Kiss by the Hotel de Ville Robert Doisneau 1950 )


. O fotoğrafta masum bir aşk var 1950'de Fransa'da, Robert Doisneau tarafından çekilen "Belediye Sarayı'ndaki Öpüşme" adlı fotoğraf 1986'da afişinin yapılmasıyla bir sembole dönüştü..Fotografın orijinali, 155 bin euro'ya satıldı.



Fotoğraftaki kadın Francoise Bornet bu görüntünün çekilmesinden 55 yıl sonra Doisneau'nun kendisine hediye ettiği fotoğrafı açık artırmaya sundu ve hayatından çıkardı. 20 yaşındayken, kendisi gibi oyuncu olan Jacques Carteaud'ya aşık olan Francoise Bornet, Doisneau'nun bütün dünyada meşhur olan fotoğrafındaki kişi olduğunu 1990'lı yıllara kadar saklamıştı..




'O' fotoğraftaki genç kız anlattı..

Francoise Bornet'le yapılan röportajdan bir alıntı..


* Fotoğraftaki adam... İlk aşkınız mıydı? 20 yaşındaydım, Jacques ise 23'ündeydi. İkimiz de oyuncu olmak istiyorduk. 1950'li yıllardı ve Hotel de Ville'in hemen yakınında, o zamanlar ünlü bir tiyatro okulu olan, Cours Simon'da tiyatro dersleri alıyorduk. Biraz haylaz ve disiplinsiz gençlerdik ve çoğu zaman dersleri kırar, kahveye gider kağıt oynardık ve tabii Jacques'la (Jacques Carteaud) mütemadiyen her genç çift gibi öpüşür, koklaşırdık. Bir gün kafede bizi uzaktan izlediğini söyleyen biri geldi ve kendisini tanıttı. Ünlü fotoğrafçı Robert Doisneau'ymuş. Oyuncu olduğumuz için adını biliyorduk tabii. "Çok güzel ve sempatik görünüyorsunuz, sizi görüntüleyebilir miyim?" dedi. Heyecanlandık, gurur duyduk. Bunu ilk işimiz gibi gördük biraz da. Şunu belirtmeliyim, biliyorsunuz spontane mi, değil mi diye üzerinde çok tartışıldı bir dönem. Bu, spontane alınmış bir fotoğraf değildi. Ama doğrusu bir fotoğraf çekimi de değil. O zaman "Şöyle dur, şuraya bak, şunu giyin" gibi direktifler verilir. Halbuki Doisneau bize "20 metre uzağa gidin ve tıpkı kafedeki gibi öpüşün" dedi. Yani sokaktan geçerken çekmedi ama neticede profesyonel bir çekim, bir poz verme söz konusu değildi.

* Neden insanlar bu fotoğrafı çok sevdi ve bugün hala seviyorlar? Doğrusu o kadar genç, güzel, sıradan o yaştaki her gencin yaşadığı cinsten bir aşktı; karşılıklı tutulmuştuk birbirimize. Herhalde oradaki his, fotoğraftan insanlara geçebildi. Samimiyet etkiledi galiba insanları, sizce de öyle değil mi?